Londra Günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Londra Günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2010 Cuma

bugün ne yaptım?
biraz yurudum.

Konuk Yazar: E.A.
Bundan yaklasik 15 yil once birgun Taksim'den yurumeye baslayip, Sisli, Mecidiyekoy, Zincirlikuyu, Besiktas rotasini takip ederek tekrar Taksim'e ulasip dunyanin yuvarlak oldugunu kanitlamaya calismistim. Tabii o zamanlar google maps denilen teknoloji olmadigindan ne kadar yol yurudugumu 2 dakika oncesine kadar bilmiyordum. 10 kilometreymis.

Aradan gecen yillarda amacsizca, kuzeyden guneye, oradan buraya yurumeye devam ettim. Gecenlerde Ayla bu yurume isinin aslinda bir hobi oldugunu ve insanlarin basi sonu belli yuruyusler yaptiklarini ogrenmis biryerlerden; hatta biz de deneyelim eksik kalmayalim diye bir yuruyus parkuruna gitmek icin tren bileti almis. Ben de cevaplamakta en zorlandigim sorulardan biri olan "Hobileriniz nelerdir?" sorusuna yanit olur diye peki dedim.

Bir Cumartesi sabahi trene atlayip Ingiltere'nin Sussex yoresinde Seaford adi verilen kasabaya gittik. Bir onceki gun 20 derece olan sicaklik 10 dereceye dusmus, yagmur yagti yagacak, tren istasyonundan yuruyuse baslayacagimiz yere geldigimizde onumuzde soyle bir goruntu vardi.

Burasi meshur Seven Sisters Falezleri

Yolun ilk kisminda yagmur altinda hafiften islandik ancak BBC'den aldigimiz tiyo sayesinde tam zamaninda kendimizi kapali bir yere attik ve buyuk yagmurdan kurtulduk.
Yagmurdan sonra tirmanmaya basladik.


Sonra inise gectik,
Tekrar tirmandik, indik, tirmandik. Seven Sisters ismi 7 tepeden geliyor diye bir soylenti de mevcutmus. Ayla bir ara karsi tepede oranin ozel beyaz tebesir taslari ile yazilmis yazilari gorunce "Ben de gidip ismimi yazayim" diye karsi tepeye kostu. Modern teknolojinin faydalarindan yararlanip asagidaki fotografi 3-5 misli buyuturseniz, gorebilirseniz.

Yolda ilerlerken, butun oksijeni bacaklara pompaladigimizdan, oksijensiz kalan beyin yuzunden soyle seyler de yaptik
Ama sag salim hedefledigimiz saatte parkuru tamamlayip Eastbourne kasabasina ulasip kendimizi bir Pub'a attik ve trenimizi beklemeye basladik.

Ertesi gun kendimize baska bir parkur ararken, yurudugumuz parkurun 20 kilometre ve 10 uzerinden 10 zorluk derecesinde oldugunu gorunce daha bir gurur duyduk kendimizle.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Ben bugün ne yaptım?
Ekmek yaptım

İngiltere'deki ekmeklerde çok fazla yağ ve şeker olduğu için kendi ekmeğimi kendim yapmaya karar verdim. Aslında bu kararı 1 yıl için de 4 kilo alınca aldım. Anadolu insani olarak yemeğin yanında ekmek yemezsem doymuyorum. yemeğin yanında ekmek yemek bir yana ben kuru ekmek yemeğe de bayılırim.

Kücükkende mutfaktan sürekli ekmek aşırırdım. Annemde çok ekmek yeme ekmek kafalı olursun derdi :).

neyse son şaheserim

27 Kasım 2009 Cuma

Bugün ne yaptım?
Bir savaştan daha zaferle çıktım

Londra'ya taşınalı hemen hemen 9 ay oldu. Bu süre içerinde bir elin parmağını geçmeyecek kadar yazı yazdım bloguma. Bir hayat mücadelesi aldı başını gidiyor

Londra büyük şehir koşturmacası fazla, çok şey olup bitiyor ama günün sonunda ne yaptım ben bugün? neyince de insanın aklına pek bir şey gelmiyor.

Burada geldiğimin ilk ayında ev aramak için uğraştım (neyseki bulduk)

Sonra 2 ayda iş bulmak için mücadele attim (onu da başardım)

Son 6 aydır da Aile Destek Calışanı (Family Support Worker) olarak hayatıma devam ediyorum. Bu işe sozlesmeli olarak başladım. 3. ayın sonunda benim pozisyonum için kadro açıldı ama işi hemen bana veremeyeceklerini söylediler. Dışardan bir aday gibi sıfırdan hazırlanıp işe başvurmamı önerdiler. İş ilana çıktı ve 15 gün gazetede yayınlandı.

Bu arada ben de detaylı bir başvuru formu doldurdum. Hazırladığım 4 sayfalık özgeçmiş seyesinde işe uygun olabileceğime karar verildi ve görüşmeye çağrıldım. Görüşme OSS sınavı gibi birşey çıktı. Sorulan her sorudan verdiğin cevaba göre puan veriyorlar ve en çok puanı alan aday işi alıyor.

İlk görüşmenin sonunda başka bir adayla kafa kafaya bir puan aldığım için bir ay süren bir değerlendirmenin sonunda beni ve diğer adayı 2. bir görüşmeye çağırdılar (tüm bu sureç boyunca ben aynı pozisyonda çalışmaya devam...)

Müdürüm her ne kadar benim kalmamı istesede herkese eşit hak (Equal Opportunity) muhabbetinden dolayı hiç bir kıyak geçemiyor.

Neyse geçen Çarşamba günü müdürümün tavsiyesi üzerine üstümde kırmızı bir kazakla 2. görüşmeye girdim. Karşımda 4 kişi soru yağmuru şeklinde...

İş görüşmesi fikri beni yeterince geriyor bir de bunu ingilizce yapmak daha bir geriyor ayrı mesele.

Tüm bu süre boyunca epey sıkıntılı bir dönem geçirdim desem yalan olmaz.
O kadar garip bir durum ki; kendi çalıştığım pozisyona basvurmanı istiyorlar, işi alamazsam işten ayrılmanı istiyor, bir de tüm bu sure boyunca hiç birşey yokmuş gibi çalışmayada devam etmemi istiyorlar. Anlayacağınız istiyorlarda istiyorlar.

Neyse şimdi içim rahat herşeyi unuttum gitti bile.

Çok çekişmeli bir yarış oldu....

2 Eylül 2009 Çarşamba

Bugün ne yaptım? Milano'ya uçak bileti aldım.


Londra'da yaşamanın güzelliklerinden biri burada pek çok ucuz (Low cost airlines) havayolu şirketlerinin olması. Vize derdiniz olmadığı sürece seyahat etmek oldukça kolay ve ucuz. Dün akşam Ryanair'ın promosyonlu bilet satışı vardı. Avrupa'da 20'ye yakın ülke için neredeyse bedava denecek kadar ucuza bilet bulmak mümkündü. Ben de azmettim ve bu promosyonlu biletlerden Milano'ya 2 kişilik gidis-donus uçak bileti aldım. Inanması çok zor ama söylüyorum sadece. 0,04 pound (10 kurus gıbı bırşey) verdim.

Artık biletimizde var bu bahaneyle shengen vizesine başvurmak kaldı artık. Vize memuru niye gidiyorsun Milano'ya derse. Bir tek buraya promosyonlu bilet bulabildim diyecegim.

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Bugün ne yaptım?
Notting Hill Karnavalına gittim.

Rio Karnavalına gitmek kısmet olmadı ama başka bir karnaval hemen yanı başınızdaydı.




7 Ağustos 2009 Cuma

Bugün ne yaptım?
Çözümsüzlük ne anlama geliyormuş onu öğrendim.

Bu hafta sonu İngiltere'de yılın en sıcak haftası olacakmış. Bende fırsat bu fırsattır diyip uzun zamandır gitmek istediğim deniz şehri olan Brighton'a gitmeye karar verdim. Evde bazı teknik nedenlerden dolayı internet olmadığından işten çıkmadan önce çabucak tren biletlerine bakıyım dedim. Gidiş dönüş 12 pound olduğunu görünce hemen almaya karar verdim (genelde ingilterede tren yolculukları çok pahalı). Çabucak bütün aşamaları geçtim. Kart bilgilerini girdim. Hata verdi. Ingiltere banka kartım bir türlü çalışmadı . "Pratik zekalıyım" ya hemen aklıma Erdal'ın sanal kartı geldi. Onun numarası yanımda taşıyorum lazım olur diye. Tek dertim bir an önce işlemi tamamlamak olduğu için hemen kart bilgilerini girdim ve OK tuşuna bastım. Ekranda onay sayfasının yanında küçük bir yazı gözüme ilişti "bileti istasyondan almak için kartınızı yanınızda getirmeniz gerekmektedir" diye. Allah dedim ama benim kartım yok ki. Düşündümki eğer istasyona gidip durumu anlatırsam yardımcı olurlar ve biletlerimi alabilirim. Kalktım gittim. Gişedeki adama derdimi anlatmaya çalıştım ama nafile adam anlamıyor.
-kartı getir
-Kart yok. Sanal kartla aldım. Fiziksel olarak kart yok. yok yok
-Kartı getirmezsen olmaz. Koşullar böyle. Koşullar kısmında yazıyor. Kabul edip almışsın.
-Yardımcı olun parasını odedim. nasıl yaa? Bir çözüm olmalı?Nasıl paramı geri alıcam peki.
-Paranı geri alamazsın. Sizinkisi promosyonlu bilet.
-kartı bul getir kart yoksa bilet de yok.

Baktım olucak gibi değil. Kalkıp eve geldim. Müşteri hizmetlerini aradım. Kadın yapıcak bir şey yok diyip duruyor. Aynı diyologların üzerinden tekrar tekrar geçtik. Kart yoksa alamazsınız diyo başla birşey demiyor. Lütfen bana baska bir çözüm yolu öneremez misiniz? diyorum. No No No

(Neyse ingilizler sanal kart diye bir şey bilmiyormuş onu da öğrendim).

Sonra kadın bana çözüm olarak yeni bir bilet alıp Brighton gitmemi önerdi. Bende içimden güzel bir teşekkür ettim verdiği bu müthiş akıl için. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.

Sonuç olarak yarın Brighton'a gitmiyorum. 24 pound hiç uğruna tabiki benim dikkatsizliğim ve aşırı heyecanlı olmamdan dolayı gitti.

Benim hala aklım almıyor parasını odediğim bir seyi bir sekilde alamıyor olmamı ama neyse yapıcak pek bir şey kalmadı artık.


Not: İngiltere'de internetten satın aldığınız bileti gişeden gidip alacaksanız sakın sanal kart ya da bir arkadasınızın kartını kullanmayın. Yanınızda kartı yoksa biletleri almamız mümkün değil.

23 Temmuz 2009 Perşembe

Bugün ne yaptım?
Gozlem Yaptım


Son zamanlarda bol bol Türkiye ile
İngiltere arasındaki kültürel farklılıkları gözlemleme firsati buluyorum, özellikle ilişkilerle ilgili.

Kadını biri kocasından bosanıyor ama cocuklarının hepsine bakması mümkün değil. Babanın da hepsine bakması mümkün degil. Mecburen kardeşler ayrı ayrı yerlerde yaşamak zorunda. Anne cocukların en küçüğünü, baba ortancasını, babaanne de en büyüğünü yanına alıyor. Annenin yeni bir sevgilisi var (bu arada babanında yeni bir sevgilisi var) ve anne yeni sevgilisinden hamile.
Bu kadın yeni sevgilisiyle birlikte rahat rahat eski kayınvalidesinin evine çocuğunu görmeye gelebiliyor. Kimse cingar çıkartmıyor. Gayet iyi bir şekil (çocukların hatrı var tabi) hep birlikte kısada olsa güzel güzel sohbet ediyorlar.

Bu durum pek çok insan için çok normal ama benim için biraz farklı.

Kimin hatırı olursa olsun Türkiye'de neredeyse hiçbir boşanmış çift bırak kayınvalidesiyle yanyana gelmeyi eski eşinın yanına bile zor geliyor. Bir de yeni sevgilisini getirecek yok canım...

Tabi genelleme yapmak istemem, ne de olsa elimdeki örneklem sayısı bir elin iki parmağını geçmez.

22 Haziran 2009 Pazartesi

Bugun ne yaptım?
Londra'da ev bulmak sadece benim için değil herkes için çok zormuş onu öğrendim.


Son bir haftadır Londra'nın doğusunda sosyo-ekonomik durumu iyi olmayan pek çok aileyle tanışma şansı yakaladım. Londra gibi büyük bir şehirde göçmen olmanın getirdiği ait olamama, geçim sıkıntısı ve işsizlik gibi sorunların yanı sıra evlerin de çok küçük olması bu ailelerin hayatını iyice zorlaştırıyor. Küçücük evlere 4-5 kişilik aileleriyle sıkışmaya çalışıyorlar. Bir yandan da sıkışmanın yol açtığı diğer aile problemlerini çözmek için uğraşıyorlar.

Geçen hafta başında küçücük bir evde 6 kişi yaşamaya çalışan bir aileyler tanıştım. Evin küçük oluşunda dolayı kimsenin özel bir alanının olmaması çocuklar arasında tartışmalara sebep oluyor. Zaman zamanda bu tartışma eve polisin gelmesiyle sonuçlanıyor. Evde yaşayan küçük çocuklar olduğu için de polis sosyal hizmetleri arıyor. Sosyal hizmetlerde bizi. Biz mi kimiz? Ben neden mi bu hikayelerle ilgileniyorum?

Aile Destek Uzmanı (Family Support Worker) olarak destek vereceğim ailerini yakından tanımam gerekiyor da...

7 Haziran 2009 Pazar

Dunyanin en romantik sehri 1

Konuk Yazar
E.A.

Simdi hep beraber gozlerimizi kapayip dunyanin en romantik sehrini dusunuyoruz. Sehrin ortasindan akan nehrin ayirdigi iki yakadaki sevgilileri birlestiren koprulerden her biri sanat eseri olan yapilara bakarak geciyor, iki kuleli katedrali izliyor ve sonra arkadaki kafelerden birine oturuyorum, "Bon jour" diyerek selamliyor beni, oturdugum kafenin nazik garsonu ben kahvemi siparis ederken arkadaki iki gencten biri digerine, dunyanin en romantik aksani ile "nous irons à la ville la plus romantique" diyor. Kulak kabartip dinliyorum ve genclerden birinin sevgilisi ile bir yolculuk planlari yaptigini anliyorum, sevgilisi ile yolculuk planlari yapan genc en romantik sehir deyip digeri onayladikca benim basimdan kaynar sular bosaniyor onca emek, zaman ve para harcadigim bu seyahat bir anda anlamsizlasiyor. Arkami donup genclere acilarla dolu yasam oykumu ve dunyanin en romantik sehrine gelme hayalinin beni nasil hayata bagladigini, bu hayali gerceklestirmek icin cirpinislarimi ve basimdan gecen turlu talihsizlikleri anlatiyor, arkasindan acikli bir sesle bana dunyanin en romantik sehrini soylemlerini istiyorum. Onlari rahatsiz ettigim icin bana once kizginlikla, hikayemi dinledikce acimayla bakan gencler basimdan gecen talihsizliklere uzulmus, yilmadan mucadele etmemi takdir etmis olacaklarki, birbirlerine kisa bir bakis attiktan sonra sirlarini benimle paylasmaya karar veriyorlar. Genclerden yakisiklica olani masanin uzerinde duran "Le Conte de deux cités" isimli kitabin arasindan rengi solmus kenarlari burusmus bir fotograf cikariyor, once soyle bir cevresini kolacan ettikten sonra sessizce "iste buraya gidecegiz" diyor. Fotorafi o an sadece 5 saniye gorebiliyorum, Lokman Hekim'in kitabini yada Karun'un hazinesinin haritasini tutarmiscasina sikica tuttugu fotografi hizla kitabin arasina geri koyuyor. Tesekkur edip masama donuyorum, kahvemi bir yudumda icip kalkiyorum. Hem gordugum fotorafin hem de hizla ictigim kahvenin etkisi ile kalbim yerinden cikacakmiscasina atiyor. Kapiya dogru yururken ne yapmam gerektigini adim gibi biliyorum, kapidan cikinca beremi atkimi cantama koyup, kafenin onundeki meydanda ki turist dukkanindan bir sapka, yanindaki gazeteciden de bir Le Monde alip kafeyi karsidan goren bir banka oturup gazetemi okumaya basliyorum. 20 dakika sonra iki genc kafeden cikiyorlar, iki kuleli katedralin yanindan gecip yurumeye basliyorlar, bir sure sonra bana fotografi gosteren metroya iniyor, gelen ilk trene biniyor, 1 durak sonra aktarip 3 durak sonra iniyor, opera binasinin yanindan gecip ara sokaklarda 5 dakika yurudukten sonra bir apartmana giriyor, arkasindan yetisip "bon jour" diyorum once kafamdaki sapka ile beni taniyamiyor, zaten ben de tanimasi icin yeterli sure vermiyorum, elimdeki semsiyenin sapi ile boynuna hizla 5-6 kere vuruyorum ve cantasini alip binadan cikiyorum, cantadan kitabi, kitabin icinden fotografi aldiktan sonra cantayi ve kitabi atip kosmaya basliyorum, kalbim hic olmadigi kadar hizli atiyor, yeteri kadar uzaklastiktan sonra fotografa bakiyorum, baktikca korkuyla karisik bir heyecan hissediyorum ve beni yeni bir maceranin bekledigini biliyorum. Iste bu asagidaki fotorafin hikayesi.

30 Nisan 2009 Perşembe

Bugün ne yaptım?
Sonunda Londra'da başımızi sokacak bir yer buldum hayatın tadını çıkarıyorum

Nerede kalmıştık ben bile unuttum ama sonunda Nisanın başında Londra'da bir yer tuttuk. Fulham'da (Merkezi bir yer sayılır) müstakil bir evin çatı katınına yerleştik. Paylaşımlı bir ev (Share Flat) yani evde bizden başka bir Avustral'yalı, bir Yeni Zellanda'lı, bir Güney Afrika'lı bir de Fransız olmak üzere 4 kişi daha yaşıyor. Odanın güzel bir terası var, evi ait de güzel bir bahçe. Güneşli havalarda harika oluyor.
Önceleri başkalarıyla ev paylaşmak çok cazip gelmiyordu. Uzun ev arayışlarımın sonunda bu şekilde ev tutmanın daha kolay ve birazçık daha ucuz olduğunu farkettim. Neyseki evden mutluyuz hatta ilk başta en fazla 3 ay kalırız dedik ama şimdi daha uzun kalabiliriz diye düşünüyoruz.

Ev buldum bulmasına ama henüz iş bulamadım. Sosyal hizmetlerde iş arıyorum ve bu sektörde çalışmak için bu ülkede alınan bir sabıka kaydına ihtiyacım var. Bu belgeye başvurabilme şartlarından biri de nerede yaşadığını gösteren 2 kanıt göstermen. Bu belgeye Proof of Address (Adres kanıtı) diyorlar. Bankadan evinize gönderilmiş bir hesap ekstresi ve oturtuğunuz eve ait sizin isminize elektrik, su, telefon ya da gaz faturalarından birini adres kanıtı olarak kabul ediliyor.

Paylaşımlı bir evde faturaları üzerine almak pek mantıklı değil hatta cok zor, çünkü faturaların hepsi başkaların üzerine. Hatta ve hatta o başkaları artık bu evde bile oturmuyor. İşin çıkmaz tarafı üzerinize bir fatura yoksa banka'da hesap da açmıyorlar (Çalışıyorsan iş verenden mektup alıp açtırılabiliyorsun ama bu aşamada benim için bir secenek değil). Bruksel'deki gibi eve polis gelip oturduğunuz yeri onaylamıyor. Kendinizi kaydettirebileceğiniz resmi bir kurumda yok. Londra'da gelmeyi düşünenler için iş bulmadan geliyorsanız ülke yerleşmek biraz vakit alıyor ve epeyce sabır istiyor.

Tek seçenek faturalarından birini üzerinize almak. Neyse sonundan banka'da hesap açtırdım ve evdeki gaz faturasına ismimi eklettim (umarım çıkarken sildirebilirim ). Şimdi Mayıs ayına ait faturaların gelmesini bekliyorum. İnşallah 1-2 hafta içinde başvurumu yapacağım. Sonuçlanmasıda 4-6 hafta sürüyormüş yani 2 ay içinde iş bulmak için gerekli yeterliliğe kavuşucam. Ne demişler geç olsun da güç olmasın... :-))))

19 Mart 2009 Perşembe

Bugün ne yaptım?
Londra'da ev tutmak kolay değilmiş onu öğrendim.


Hala ev arama telaşındayım.

Aslında Londra'ya geleli neredeyse 3 hafta oldu ama bir türlü yazamadım. Aklım kiralayacağım evdeydi. Büyük bir azimle 10 günde hemen hemen 25 tane ev gördüm. Gördümde ne oldu hiç birini tutamadım.
Bizim memlekette işsiz güçsüz adama kız vermezler yaa Londra'da işsiz güçsüz adama neredeyse ev kiralamıyorlar. Ev tuturken genelde minimun 6 ay kontrat yapıyorlar ve çalışmıyorsan 6 aylık kiranın tamamını peşin ödemeniz istiyorlar. 6 ayın sonunda hala işsizsen ya kontratı iptal ediyorlar ya da tekrar 6 aylık peşin daha istiyorlar. Londra da kiraların genel olarak çok pahalı olduğunu düşünürsek, bir de üstüne 1,5 aylık depozit eklenince... yani anlayacağız evin anahtarını size vermeleri için önce banka hesabınızda küçük bir servet bulundurmanız farz oluyor. Bu eğer işiniz yoksa durumu için geçerli.

İşiniz varsa hemen hakkınızde referans kontrolu yapılıyor. Eski ev sahibinizden mektup, bankadan hesap dökümü -eski kiralarınız günü güne ödediniz mi?- istiyorlar. Son olarak da iş verenden mektup getirmemiz gerekiyor. Bu referans kontrolünü yapmakları içinde 30-40 pound kadar bir parayı da sizden istiyorlar. Bütün konturoller yapıldıktan sonra ev sahibi sizi yeterli görürse evini veriyor.

Hadi hayırlı olsun.............