22 Haziran 2009 Pazartesi

Bugun ne yaptım?
Londra'da ev bulmak sadece benim için değil herkes için çok zormuş onu öğrendim.


Son bir haftadır Londra'nın doğusunda sosyo-ekonomik durumu iyi olmayan pek çok aileyle tanışma şansı yakaladım. Londra gibi büyük bir şehirde göçmen olmanın getirdiği ait olamama, geçim sıkıntısı ve işsizlik gibi sorunların yanı sıra evlerin de çok küçük olması bu ailelerin hayatını iyice zorlaştırıyor. Küçücük evlere 4-5 kişilik aileleriyle sıkışmaya çalışıyorlar. Bir yandan da sıkışmanın yol açtığı diğer aile problemlerini çözmek için uğraşıyorlar.

Geçen hafta başında küçücük bir evde 6 kişi yaşamaya çalışan bir aileyler tanıştım. Evin küçük oluşunda dolayı kimsenin özel bir alanının olmaması çocuklar arasında tartışmalara sebep oluyor. Zaman zamanda bu tartışma eve polisin gelmesiyle sonuçlanıyor. Evde yaşayan küçük çocuklar olduğu için de polis sosyal hizmetleri arıyor. Sosyal hizmetlerde bizi. Biz mi kimiz? Ben neden mi bu hikayelerle ilgileniyorum?

Aile Destek Uzmanı (Family Support Worker) olarak destek vereceğim ailerini yakından tanımam gerekiyor da...

07 Haziran 2009 Pazar

Dunyanin en romantik sehri 1

Konuk Yazar
E.A.

Simdi hep beraber gozlerimizi kapayip dunyanin en romantik sehrini dusunuyoruz. Sehrin ortasindan akan nehrin ayirdigi iki yakadaki sevgilileri birlestiren koprulerden her biri sanat eseri olan yapilara bakarak geciyor, iki kuleli katedrali izliyor ve sonra arkadaki kafelerden birine oturuyorum, "Bon jour" diyerek selamliyor beni, oturdugum kafenin nazik garsonu ben kahvemi siparis ederken arkadaki iki gencten biri digerine, dunyanin en romantik aksani ile "nous irons à la ville la plus romantique" diyor. Kulak kabartip dinliyorum ve genclerden birinin sevgilisi ile bir yolculuk planlari yaptigini anliyorum, sevgilisi ile yolculuk planlari yapan genc en romantik sehir deyip digeri onayladikca benim basimdan kaynar sular bosaniyor onca emek, zaman ve para harcadigim bu seyahat bir anda anlamsizlasiyor. Arkami donup genclere acilarla dolu yasam oykumu ve dunyanin en romantik sehrine gelme hayalinin beni nasil hayata bagladigini, bu hayali gerceklestirmek icin cirpinislarimi ve basimdan gecen turlu talihsizlikleri anlatiyor, arkasindan acikli bir sesle bana dunyanin en romantik sehrini soylemlerini istiyorum. Onlari rahatsiz ettigim icin bana once kizginlikla, hikayemi dinledikce acimayla bakan gencler basimdan gecen talihsizliklere uzulmus, yilmadan mucadele etmemi takdir etmis olacaklarki, birbirlerine kisa bir bakis attiktan sonra sirlarini benimle paylasmaya karar veriyorlar. Genclerden yakisiklica olani masanin uzerinde duran "Le Conte de deux cités" isimli kitabin arasindan rengi solmus kenarlari burusmus bir fotograf cikariyor, once soyle bir cevresini kolacan ettikten sonra sessizce "iste buraya gidecegiz" diyor. Fotorafi o an sadece 5 saniye gorebiliyorum, Lokman Hekim'in kitabini yada Karun'un hazinesinin haritasini tutarmiscasina sikica tuttugu fotografi hizla kitabin arasina geri koyuyor. Tesekkur edip masama donuyorum, kahvemi bir yudumda icip kalkiyorum. Hem gordugum fotorafin hem de hizla ictigim kahvenin etkisi ile kalbim yerinden cikacakmiscasina atiyor. Kapiya dogru yururken ne yapmam gerektigini adim gibi biliyorum, kapidan cikinca beremi atkimi cantama koyup, kafenin onundeki meydanda ki turist dukkanindan bir sapka, yanindaki gazeteciden de bir Le Monde alip kafeyi karsidan goren bir banka oturup gazetemi okumaya basliyorum. 20 dakika sonra iki genc kafeden cikiyorlar, iki kuleli katedralin yanindan gecip yurumeye basliyorlar, bir sure sonra bana fotografi gosteren metroya iniyor, gelen ilk trene biniyor, 1 durak sonra aktarip 3 durak sonra iniyor, opera binasinin yanindan gecip ara sokaklarda 5 dakika yurudukten sonra bir apartmana giriyor, arkasindan yetisip "bon jour" diyorum once kafamdaki sapka ile beni taniyamiyor, zaten ben de tanimasi icin yeterli sure vermiyorum, elimdeki semsiyenin sapi ile boynuna hizla 5-6 kere vuruyorum ve cantasini alip binadan cikiyorum, cantadan kitabi, kitabin icinden fotografi aldiktan sonra cantayi ve kitabi atip kosmaya basliyorum, kalbim hic olmadigi kadar hizli atiyor, yeteri kadar uzaklastiktan sonra fotografa bakiyorum, baktikca korkuyla karisik bir heyecan hissediyorum ve beni yeni bir maceranin bekledigini biliyorum. Iste bu asagidaki fotorafin hikayesi.

30 Nisan 2009 Perşembe

Bugün ne yaptım?
Sonunda Londra'da başımızi sokacak bir yer buldum hayatın tadını çıkarıyorum

Nerede kalmıştık ben bile unuttum ama sonunda Nisanın başında Londra'da bir yer tuttuk. Fulham'da (Merkezi bir yer sayılır) müstakil bir evin çatı katınına yerleştik. Paylaşımlı bir ev (Share Flat) yani evde bizden başka bir Avustral'yalı, bir Yeni Zellanda'lı, bir Güney Afrika'lı bir de Fransız olmak üzere 4 kişi daha yaşıyor. Odanın güzel bir terası var, evi ait de güzel bir bahçe. Güneşli havalarda harika oluyor.
Önceleri başkalarıyla ev paylaşmak çok cazip gelmiyordu. Uzun ev arayışlarımın sonunda bu şekilde ev tutmanın daha kolay ve birazçık daha ucuz olduğunu farkettim. Neyseki evden mutluyuz hatta ilk başta en fazla 3 ay kalırız dedik ama şimdi daha uzun kalabiliriz diye düşünüyoruz.

Ev buldum bulmasına ama henüz iş bulamadım. Sosyal hizmetlerde iş arıyorum ve bu sektörde çalışmak için bu ülkede alınan bir sabıka kaydına ihtiyacım var. Bu belgeye başvurabilme şartlarından biri de nerede yaşadığını gösteren 2 kanıt göstermen. Bu belgeye Proof of Address (Adres kanıtı) diyorlar. Bankadan evinize gönderilmiş bir hesap ekstresi ve oturtuğunuz eve ait sizin isminize elektrik, su, telefon ya da gaz faturalarından birini adres kanıtı olarak kabul ediliyor.

Paylaşımlı bir evde faturaları üzerine almak pek mantıklı değil hatta cok zor, çünkü faturaların hepsi başkaların üzerine. Hatta ve hatta o başkaları artık bu evde bile oturmuyor. İşin çıkmaz tarafı üzerinize bir fatura yoksa banka'da hesap da açmıyorlar (Çalışıyorsan iş verenden mektup alıp açtırılabiliyorsun ama bu aşamada benim için bir secenek değil). Bruksel'deki gibi eve polis gelip oturduğunuz yeri onaylamıyor. Kendinizi kaydettirebileceğiniz resmi bir kurumda yok. Londra'da gelmeyi düşünenler için iş bulmadan geliyorsanız ülke yerleşmek biraz vakit alıyor ve epeyce sabır istiyor.

Tek seçenek faturalarından birini üzerinize almak. Neyse sonundan banka'da hesap açtırdım ve evdeki gaz faturasına ismimi eklettim (umarım çıkarken sildirebilirim ). Şimdi Mayıs ayına ait faturaların gelmesini bekliyorum. İnşallah 1-2 hafta içinde başvurumu yapacağım. Sonuçlanmasıda 4-6 hafta sürüyormüş yani 2 ay içinde iş bulmak için gerekli yeterliliğe kavuşucam. Ne demişler geç olsun da güç olmasın... :-))))

19 Mart 2009 Perşembe

Bugün ne yaptım?
Londra'da ev tutmak kolay değilmiş onu öğrendim.


Hala ev arama telaşındayım.

Aslında Londra'ya geleli neredeyse 3 hafta oldu ama bir türlü yazamadım. Aklım kiralayacağım evdeydi. Büyük bir azimle 10 günde hemen hemen 25 tane ev gördüm. Gördümde ne oldu hiç birini tutamadım.
Bizim memlekette işsiz güçsüz adama kız vermezler yaa Londra'da işsiz güçsüz adama neredeyse ev kiralamıyorlar. Ev tuturken genelde minimun 6 ay kontrat yapıyorlar ve çalışmıyorsan 6 aylık kiranın tamamını peşin ödemeniz istiyorlar. 6 ayın sonunda hala işsizsen ya kontratı iptal ediyorlar ya da tekrar 6 aylık peşin daha istiyorlar. Londra da kiraların genel olarak çok pahalı olduğunu düşünürsek, bir de üstüne 1,5 aylık depozit eklenince... yani anlayacağız evin anahtarını size vermeleri için önce banka hesabınızda küçük bir servet bulundurmanız farz oluyor. Bu eğer işiniz yoksa durumu için geçerli.

İşiniz varsa hemen hakkınızde referans kontrolu yapılıyor. Eski ev sahibinizden mektup, bankadan hesap dökümü -eski kiralarınız günü güne ödediniz mi?- istiyorlar. Son olarak da iş verenden mektup getirmemiz gerekiyor. Bu referans kontrolünü yapmakları içinde 30-40 pound kadar bir parayı da sizden istiyorlar. Bütün konturoller yapıldıktan sonra ev sahibi sizi yeterli görürse evini veriyor.

Hadi hayırlı olsun.............

14 Mart 2009 Cumartesi

Bugün ne yaptım?
Başka bir şehirde yeni şeyler keşfetmeye başladım.