16 Mayıs 2012 Çarşamba

Sri Lanka'ya gittim.

Konuk Yazar: E.A.

1 GBP ~ 200 LKR

Gecen sene 36 farkli egzotik ulkeye ucak bileti bakip en sonunda hic birine bilet alamayan Ayla bu sefer yeni yilda bambaska biri olacagim diye, Sri Lanka biletlerini hic dusunmeden 6 ay onceden almisti. Canimiz Piccadilly Line bizi yari yolda birakinca yola taksi ile devam ederek hava alanina ulastik (22 GBP, ~4400 LKR, 15 dakika). Ucak aktarma noktasi olan Dubai'ye 1 saat gec inince sabah sporumuzu Dubai havalinda kosarak yapmis olduk. Ikinci ucus da 1 saat gecikmeli kalkti. Dubai hava alani cok buyukmus, ucaga gitmek icin bindigimiz otobus 15 dakika kadar hava alani icinde dolastiktan sonra ucaga ulasabildi.

ETA formlarini Londrada doldurup ucretini onceden odedigimiz icin hic sira beklemeden pasaport kontrolinden geciverdik. Cikista ki taksi sirketlerinden ikisi ile pazarlik yapip 10000 LKR istedikleri Havaalani-Kandy  arasi icin 7000 LKR'ye anlastik. Yol 110 -120 km arasi ama 3 saat kadar suruyor.  Yol ustunde biraz mola verip ilk roti denemelerimizi yaptiktan sonra. Aksam hava kararirken (ekvatora yaklastikca hava daha erken karariyormus) Kandy'e ulastik.

Aksam sokaklarda biraz dolasip, kaldigimiz pansiyonun yanindaki Hint tapinagindaki ayine katildik, ev sahibimizin hazirladigi lezzetli yemekle gunu bitirdik.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Kandy'de otelcilerin ve tuktukcularin tavsiye ettigi iki turistik aktivite var. Fil yetimhanesi ve Baharat turu, bir ikisini de pas gecip Botanik parkina gitmeye karar verdik. Giris bizim icin 1100 LKR yerliler icin 50 LKR harika bir denge.

Park cok guzel, bir cok ogrenci, aile ile birlikte az sayida turist de var.



Agaclarin alti genc sevgililerle doluydu. Biz de onlara katildik etrafi geleni geceni izledik. Parkta, dev bambular, orkideler, palmiye sokaklari, dunyanin en buyuk hindistan cevizleri ilgincti.  

Bir cok maymun ve bir yilan ve bir bukelemun ile karsilastik, asma koprude sallandik 

Her ne kadar kendimizle mucadele etsek de, gittigimiz ulkeler hakkinda televizyonda filimlerde anlatilanlar ile olusmus beklentilerimiz oluyor. Sri Lanka icinse gozumun onunde beyaz onluklu kalabalik ogrenci gruplari canlaniyordu. Parka buyuk bir ogrenci grubu geldi, bembeyaz onlukleri ile agaclarin altina oturup pirinclerini yediler, cimenlerde kosusturdular biz de izledik.  

Parktan ciktiktan sonra 15 LKR vererek, ilk belediye otobusu deneyimimizi yasadik, Kandy'e geldik. 

Sehir cok kalabalikti, her kose basinda askerler, ellerinde silahlari ile nobette, yolda bayraklarla slogan atarak yuruyen kalabaliklar vardi, biraz ilerleyince kalabaligin nedenini  anladik. Kriket sahasinda bir platform kurulmus Mahinda_Rajapaksa, Sri Lanka devlet baskani atesli bir konusma yapiyordu.

Sri Lanka gecmisi karisik bir ulke, butun eski koloni devletlerinde oldugu gibi bagimsiz devlet olmaya giden zorlu bir surecten gecmisler ve hala gecmekteler.  Ulkenin kuzeyinde bagimsizlik isteyen Tamiller Kaplanlari ile suren ic savas bir kac sene once yogun bir askeri operasyon serisi ile sona erdi. Bu surecte Londrada bir cok Tamil Sri Lanka devletini protesto etmek icin parlementonun onunde aylarca kamp kurmustu.  Bu gunlerde uluslararasi kuruluslar Sri Lanka'yi, bir kac sene once yapilanlari arastirmasi icin sikistiriyor. Zayif Seylancam ile anladigim kadari ile "bu vatan icin kursun atan da yiyen de kahramandir ", "Birlesmis milletler anasini da alsin gitsin" gibi kahramanca soylemlerle kalabaligi costuruyordu. 

Gole dogru yuruduk yolda muzige dogru yoneldik. Alisveris merkezinde kalabalik bir genc grup kapisinda  
"uluslararasi yemek festivali" yazan bir alanda muzik esliginde dans ediyorlardi, yemek standlarinda farkli ulkerin isimleri yazmasinda ragmen hepsi neredeyse ayni seyleri uzerinde farkli bayraklarla satmaya calisyorlardi. Liselilerin duzenledigi bir etkinlikmis, standlar acinacak haldeydi ama herkes muzik esliginde mutlu mesut dans edip egleniyordu, Galiba Turkiye'de Apaci dansi denilen dansi yapmaktaydilar ama cok emin olamadim.



Gol kenarina indik, tapinagin etrafinda dolastik. Aksam yemegi icin rehberden buldugumuz bir restorana oturduk. Biryani (Hint Pilavi)  ghee denilen agir bir tereyagi ile hazirlandigindan yiyemedik.
---------------------------------------------------------------------------------------------------
Sabah rotilerden olusan yollugumuzu alip, tren istasyonuna giden en kisa yol olan raylarin uzerinden istasyona gittik,  Once kisa bir yolculukla aktarma noktasina ulasip  1150 LKR'ye aldigimiz, Luxury Class trenimizi beklemeye basladik. binip Ella'ya dogru yola ciktik.

Tren guzel manzaralar esliginde daglara tirmanmaya basladi, cay tarlasi, daha fazla cay tarlasi ve sis. 1200 metreye kadar ciktik bir ara galiba. 6 saat sonra Ella'ya ulastik. Yolculuk sirasinda bekledigimizin aksine trene neredeyse hic satici gelmedi biraz ac kaldik.  Ella'da tren istasyonuna yakin bir pansiyona hizlica yerlestik(1500 LKR). Balkonumuzdan harika bir manzara vardi ama sis coktu ve goz gozu gormez oldu.


Pansiyoncunun cay bahcesinden gecip Ella'da Kottu Roti denen harika birsey yedik. Daha once Kandy'de ayni pansiyonda kaldigimiz, tren istasyonunda, botanik parkinda, trende karsilastigimiz Ingiliz ciftle roticide tekrar karsilasinca biraz lafladik. Londra'da da yakin yerlerde oturup calisiyor olmamiz ilgincti. Yemekten sonra yururken yagmur basladi, ne romantik diye dolanirken bir anda siddetledi, sirilsiklam olduk, bir sure yol kenarindaki bir cati altinda mahsur kaldiktan sonra otele geri donduk. Aksam yillar sonra ilk defa ates bocegi gordum, cok mutlu oldum. Beni o kadar etkiledi ki ruyamda sabaha kadar ates bocekleri ile oynadim.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ertesi sabah onceden anlastigimiz tuktukcu erkenden geldi.  Adam's Peak 'e gitmeyenler icin isimlendirilmis gibi duran kucuk Adam's Peak'e ciktik. Londra'nin duzlukleri bizi cok hamlastirmis, Besiktas otururken elimizde alisveris posetleri ile Masuklar Yokusunu kosar adim cikarken simdi uc bes adimi cikamiyoruz (yas da ilerliyor ama biz sucu Londra'ya atip rahatlayalim). Yorulduk, terledik ama tepeye ulastik. Ella Gap'a uzun uzun baktik.

Daha sonra bir cay fabrikasina gittik.  Bu sefer pirinc tarlalari arasindan baska bir tepeye tirmandik. Cay fabrikasini gezip cay kokusunu icimize cektik. Gunlugu 200-300 LKR'ye calisan kizlarin yaptigi caylardan 1000LKR ne kadar ucuzmus deyip aldik. Kendimden nefret etmek uzereydim ki giydigim ayakkabilarin Vietnam'da, gomlegin Hindistan'da, pantolonun Endonezya'da yapildigini hatirlayip gozlerimi kapatim, hafizami resetletledim, "cahillik mutluluktur" deyip yoluma devam ettim.

Ogleden sonra, her turistik sehrinde oldugu gibi Ella'da da olan selaleye gittik. Maymunlara muz verecektik, hepsi uzerimize hucum edince muzlari atip kactik.


Sabah ciktigimiz tepenin tam karsinda bir kayanin icine oyulmus tapinaga ve onun uzerindeki kayadan iceri dogru giden magaraya tirmandik, terden sirilsiklam olduk. 

Aksam yemeginde anne alman , baba amerikali, cocuklar Londrali olup su anda Singapurda yasayan 3 cocuklu bir alilenin yanina oturduk. Anne ve babanin cocuklarla iletisimi cok etkileyiciydi. Turk oldugumuzu ogrenen super entellektuel baba Orhan Pamuk'tan bahsetti. Kitaplarini okumus, begenmis. Bize baska Turk yazar sorunca Yasar Kemal'i ve Elif Safak'i Ingilizce olarak bulabilecegini soyledik. Yagmurda terlikle toprak yoldan gelmisler bu yuzden babanin ve cocuklardan birinin ayagina suluk yapismis. Adam kendi ayagindakini bizimle konusurken fark etti, telasla ayagindan ayirinca etraf bayagi bir kan oldu. Bu suluk denen hayvan bayagi igrenc birseymis. 

Yemekten sonra dunyanin neresinde olursa olsun birbirine benzeyen kafelerden birine oturduk. Bu kafelerden birine 1 saat oturunca nerede oldugunu tamamen unutuyorsun, masalar, menuler, muzikler hem bildik, boylece bir saat sonra ulkeye yeni gelmis gibi yoluna devam ediyorsun.. 
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
Sabah 6'da 9000 LKR'ye bizi 5 saatte Mirisa'ya goturecek klimali taksimiz geldi.

Dumduz yollardan, okula giden beyaz onluklu cocuklari izleyerek, ilerledik, yolda prezidentin baska bir mitingine denk geldik sonunda Mirisa'ya ulastik. Plajda biraz dolasip kalacak yer bulduk ve kendimizi denize,  gunese ve dalga sesine biraktik.

Hava sicak, kum harika deniz cok dalgaliydi.

Aksam, restoranlarin onune acilan tezgahlardan baliklarimizi, karideslerimizi sectik, 180LKR'lik biralar ile deli danalar gibi yedik, ictik. Aksam yemeginde biz balik secerken yanimiza 4 Cinli geldi. Tum baliklara ellediler kokladilar, buyuk bir siparis verdiler. Biz de bunlar isten anliyor yarin bunlarin siparis ettiklerinde siparis edelim dedik ama kismet olmadi. 

Ertesi sabah plajin daha az dalgali tarafina yuzmeye gittik. Kahvaltimizi yaparken bu cinli grup uzerlerinde dalis kiyafetleri ve snorkelleri ile onumuzden gectiler, ama bir tanesi geri gelmedi. Gun boyunca plajda kaybolan genci aradilar ama bulamadilar. Ayla olaydan cok etkilendi biz de Mirisa'da planladigimizdan bir gun kisa kalip gozumuz arkada ayrildik.  
-------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ertesi sabah tuktukla Galle'ye dogru yola ciktik. Bir iki pansiyona fiyat sorduk. Yolda luks bir otelin onundeki guvenlikci bizi cevirdi.

"buraya gelin otelimiz cok guzeldir" dedi
"Amca burasi bize uymaz, baksana tipimize" dedik
"Olur mu canlar, kiminin parasi kiminin duasi" dedi.

bizi aldi resepsiyona teslim etti.  Tabii amcayla henuz kesfedilmemis bir dilde yaptigimiz dialogtan resepsiyondaki arkadas haberdar degildi. Ayla odaya bakti asagi indi. Oda 250 dolarmis. Bizim 4000 LKR'miz var dedik. Arkadas eline hesap makinesini aldi hesapladi hesapladi biz de heyecanlandik belki otel bostur bize indirim yapar diye dusunuyorduk ki arkadas dondu 32000 LKR dedi. Eyvallah dedik amcaya da selam verdik yolumuza devam ettik.  Pansiyonlarin birinde Iqbal ile tanistik. Turkiye'den geldigimizi ogrenince gelin benim guzel odam var diye kendi evine goturdu.

Soyledigine gore Hollanda buyukelcisinin de kaldigi odayi bize verdi. Evin karsisinda bir tarikat evi arkasinda da bir camii vardi. Galle musluman gecmisi olan bir sehir, bugun de aktif bir musluman nufus yasamakta.  Tarikat Naksibendi tarikatiymis ve Kibrisli Seyh Nazim siksik buraya geliyormus.

Biraz Galleyi dolastik, Kriket izledik, pazar yerlerini gezdik,

Aksam surlardan gunesin batisini izledik. Eski Galle yani surlarin ici son donemde Avrupalilarin akinina ugramis, sehirde bircok eski yapi el degistirmis, restore edilmis ve havali otellere cevirilmis. Gelen turist profili degismeye baslayinca servis de ona gore sekillenmeye baslamis, pahali kafeler, restoranlar acilmis. Biz Iqbal'in tavsiyesi ile Helal yemek yapan Hint restoranina gittik, iyi yapmisiz.
----------------------------------------------------------------------------------------
Sabah once ezanla uyandim.  Muezzin cok makamsiz okuyordu. Ezan bitti uykuya daldim ama bu seferde evin karsisindaki Tarikat binasindan gelen ilahi sesleri ile uyandim. Her cuma sabah namazindan sonra zikir varmis. Gunu Unawatuna plajinda gecirdik. Aksam tekrar dun gittigimiz hint lokantasinda yedik.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------

Galle'den Colombo'ya trenle gitmeyi planlamistik ama tren hattinda tamirat varmis o yuzden bu hat calismiyormus. Otobusle gitmeye karar verdik. Iki alternatifimiz vardi.

1. Galle'den 1.5 saat klimali otobusle otoyoldan gidip sonra belediye otobusu ile 6 km daha gitmek
2. Galle'den 2.5 saat minibus ile tali yoldan dur kalk gitmek,

Biz birinciyi sectik ama 6km icin 1 saat daha harcamamiz gerektigini bilmiyorduk.

Colombo'ya varinca cantalarimizi tren istasyonuna birakip Pettahi gezdik. Pettah kaotik kesmekes bir yer ne arasan var, Eminonu gibi.

Colombo'yu turladik. Cay ve baharat aldik, Sri Lanka'nin resmi kusu kargalari besledik.  Acik bufe yemek yedik, az acili olsun deme sansimiz olmadigindan Sri Lanka yemeklerinin ne kadar aci olabilecegini tattik.

Colombo'ya icimiz isinmadi kalmaktan vazgecip tiklim tiklim baska bir otobuse atlayip Negombo'ya gittik. Negombo bir Hristiyan sehri gittigimiz askam sehirde paskalya ainleri vardi. Bir pansiyona girdik ev sahibi ortada yoktu.  Hindistanda 6 ay kaldiktan sonra Sri Lanka'ya gelen ve bizim gibi kalacak yer arayan Michael'e rehber kitabimizi hediye ettik.
----------------------------------------------------------------------------------------------
Negombo plaji guneydeki plajlar kadar guzel degil ama daha cok yerli insan var etrafta.

Plaji dolastik, Katamaran ile denize acildik. Dolandirici katamaranci ile kavga ettik. Aksamustu aniden bir yagmur bastirdi, ardindan hava serinleri. Biz de Negombo'nun iclerine dogru yuruduk.


Yol boyunca onumuze cikan saticilardan, roti, hindistan cevizi, fistik, misir alip, aksam Kottu Roti ile kapanisi yaptik.


------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sri Lanka bekledigimizden daha temiz ve duzenliydi.
Insanlar guleryuzlu.
Tuktukcularin matematigi biraz zayif.
Sehirler daha acikhava giftshop olmamis ama yakindir.
Hava alani cok pahali, fiyatlar dolar uzerinden
Cam sise kola cok yaygin.
Bence siz de gidin.



23 Temmuz 2011 Cumartesi

Hirvatistan'a Gittim

Konuk Yazar E.A.

Haziran 2011
Aksam ustu Zadar havaalanina indik. Ucagin kapisindan cikinca yuzumuze carpan sicak hava bize neden burada oldugumuzu tekrar hatirlatti. Bu sene Ingiltereye bir turlu gelmek bilmeyen yaz mevsimi bizi depresona surukluyor, Ayla'nin bir turlu tamamlayamadigi tropik seyahat plani stresimize stres katiyordu, bu stresten biraz kacabilmek icin Hirvatistan'a gidelim dedik. Hirvatistan'da villa/apartman tarzi isletmeler cok populer biz de bunlardan birinde yer ayirtmis, sehrin disindaki bu yere gidebilmek icin bir de taksi ayarlamistik. Havaalanin cikisinda bekleyen taksiciler musterilerini alip kalabalik yavas yavas dagilirken biz elinde Ayala Hernandez yazili kagidi tutan taksici ile goz goze geldik, atladik geldik otele. Yolda taksici bize Ezelden, binbir geceden filan bahsetti. Otelin sahibi Triana patronice havalarinda super Ingilizce konusan bir ablaydi. Odamiza yerlestik, ertesi gun bizi kornatiye goturecek tekne turunun biletlerini odamiza kadar gelen Mirko amcadan satin aldik (kendime not: Yeni bir ulkede yeni bir para birimi ile alisveris yapmadan once, bir iki seyin fiyatini kontrol edip fiyat indeksine alis.) sahilde yuruduk harika bir deniz urunlu risotto yiyip yattik.

-------------------------------------------
Sabah otelin arkasindaki evinin onunde tezgah acmis olan abladan incir ve seftali, yandaki firindan Burek alip kahvaltimizi yaptik. Mirko amca ile tekneye gitmek icin yola ciktik. Nasil olsa tekne turuna cikiyoruz diye Ayla'nin Primark'tan 1£'a aldigi parmak arasi terlikleri giymis bulundum. Megerse tekne bayagi uzak bir yerden kalkiyormus, 5 dakika icinde terlik ayagimi acitmaya basladi. Yolda Mirko amca bize Asi'den Yaprak Dokumunden falan bahsetti. Biz daha once Turkiye'de katildigimiz tekne turlari gibi buyuk bir tekne yastiklar, guneslenme yerleri vs beklerken karsimiza cika cika Kasimpasa-Eminonu moturuna benzer tika basa dolu bir taka cikti. Seyahatlerde karsilastigimiz her aksiligi bulundugumuz ulkenin kulturune dahil olma firsati olarak gordugumuzden canimizi sikmadik. Kornati Parki Kuzey Dalmacya'da 140 adadan olusan bir takimada bolgesi. Biz Zadar'dan basladik ama aslinda daha guneyden baslamak daha ideal. Bu adalar kirec tasindan, bir kismi tamamne kaya seklinde bir kismi ise duzluk ilginc olusumlar, uzerlerinde bir kac parca diken ve tektuk agac var kimi yerlerde balikcilar evler yapmis olsalar da daimi bir yerlesim yok. Adalarin arasinda gecip, birinde yuzme molasi verdik, deniz super berrakti ve cok sayida balik vardi ama her her kaya ve diken.

Baska bir adada ogle yemegi icin durduk. Denizde cok sayida deniz kestanesi vardi. Biraz onlarla vakit gecirdik.




Sonra yola koyulduk. Donus yolunda deniz dalgaliydi. Sisesi 15 kuna (2 Euro) olan 500'luk Karlovačko birasindan iki tane icince yolculuk daha neseli hala geldi. Tekneden indikden sonra benim icin cok zorlu bir surec baslamisti. Bir sure terliklerle yurumeye calistim ama olmadi, parmak arasi terlikler ayagimi 6 farkli yerden yaralamisti. Delikanli adama parmak arasi olmazmis bunu da aci bir sekilde ogrenmis oldum.
--------------------------------------------------------
Sabah otobusle Zadar otobus garajina gidip cantalari biraktiktan sonra Zadar merkeze yuruduk. Zadar kucuk tarihi merkezi sevimli bir kasaba, tertemiz bir denize sahip ancak Hirvatistanin her yerinde oldugu gibi burada asil sorun plaj olmayisi. Ama insanlar bunu pek dert eder gozukmuyor, Kabatas sahiline benzeyen sahili, Miami'ymiscesine degerlendiriyorlardi.

Zadar sahilde iki tane ilginc sanat eseri mevcut. Bunlardan biri dalgalarin muzik yaptigi sea organ digeri de gunes enerjisi ile calisan ledlerden olusmus Greeting to the Sun.
Biz burada kendi fotografimizi cekmeye calisirken Zadar turizm ekibi de bizim videomuzu cekiyormus, onumuzdeki yilin Zadar tanitim filmlerinden size el sallayabiliriz.

Ogleden sonra otobusle Sibenik'e geldik. Sibenik, bir tepeye taracalar halinde yapilmis binalari ve bunlari birbirine baglayan merdivenleri ile guzel bir sehir. Biz de bu merdivenleri dolsarak kaleye ulastik. Ancak kaleye girmeyip yanindaki mezarliga girdik, mezarlikta da biraz merdiven cikinca kale ile ayni yukseklige ulastik. Nefis bir manzara vardi, Bizim kaleye degil de mezarliga girdigimizi goren bekci, mezarliktan kaleye gecmeyelim diye geldi ve biz gidene kadar asagida bekledi.


Aksam, kaldigimi otelin sahibesinin kuvvetle tavsiye ettigi Pellegrini'de fiyat performansi super yuksek bir yemek yedik. Octupus teriyaki harikaydi.
------------------------------------------------------
Bu sabah bizim icin seyahatlerin vazgecilmez aktivitesini yapmak icin pazara gittik. Yolda yine bir firina girip Burek aldik. Pazarlari cok seviyoruz, iletisimin en basit ve en durust oldugu yerlerden biri, barkodlar, promosyonlar, sizi super insan yapacak renkli paketli kimyasallar yok. Domates var, seftali var, Sibenik'te bunlari satan yasli teyzeler var daha ne olsun.

Pazardan o gunku nevalemizi aldiktan sonra, otobus istasyonuna gittik. Son anda Skradin'e giden otobuse yetistik. Otobuste koltuk sayisi kadar yolcu vardi ama pazardan donen bir kac yolcu torbalarini da koltuga oturtugundan ayakta kaldim ama yol uzerinde inenler oldugundan sonradan yer buldum. Krka Parki, Krka nehri cevresinde kurulmus selaleler, kucuk adaciklardan olusan bir doga harikasi (cok klise oldu). Otobusle Skradin'e ulasip buradan aldigimiz biletlerle bir tekneye binip selalere dogru yola ciktik. Nehrin soguk sularina kendimizi biraktik.

Biz selalenin goletinde yuzerken cilgin gencler selaleden atliyorlardi.
Parkin icine yapilmis patikadan dolasip, baliklari besledik, aksam Skradin'den hurda bir otobuse binip Sbenik'e geri donduk.
----------------------------------------------------------
Sabah erkenden Split'e giden otobuse bindik. Split'in minyatur antik sehir merkezi cok kalabalikti, etrafta biraz dolasip denize karsi dilim pizzalarimizi yedik. Bir bankamatikten para cektikten sonra bankamatigin icine gomulmus bir mini kamera ilgimi cekti. Ilk defa boyle birsey gordugumden ve kamera amatorce oraya sokulmus gibi gorundugunden bankaya girip ne oluyor diye sordum, guvenlikci onundeki ekrani bana dogru cevirip bankanin ve sokagin 30 farkli noktadan cekilen goruntulerini gosterip "security" dedi.
Pazarda satilan minik yabani cileklerden aldik, cok yogun acimsi tadi vardi, Ayla cok sevdi kasla goz arasinda hepsini yedi.


Split'te cok oyalanmadan Dubrovnik'e dogru yola ciktik. Cok manzarali bir yoldan giderken bir anda otobuse pasaport polisi binip pasaport kontrolu yapti. Megerse Bosna Hersek'e girmisiz. Ic savas sirasinda Hirvatistan Neum denilen bir bolgeyi deniz baglantisi olarak Bosna Hersek'e vermis, dolayisi ile Hirvatistan'in iki sehri arasinda seyahat ederken Bosna'ya girip cikiyorsunuz.
Otobus Bosna'da mola verdi bizim soforler bir kac karton sigara aldilar. 10'luk kartonlar 17-20 euroydu.

Sofor bizi yolda indirmeyi unutunca taksi ile kalacagimiz yer olan Neda pansiyona geldik. Bu bizim ilk self catering konaklama deneyimimiz. Sirtimizda cantalarla bizi kapida goren Neda biraz sasirdi. Arabamiz olmadigindan ve en yakin bakkal 3 km uzakta oldugundan bizi alisverise goturmeyi teklif etti. Bu tur yerlerde racon boyleymis kendi yemegini kendin yapiyorsun. Gittigimiz tatil yeri bakkalinda hersey (tabii 25% daha pahali) mevcuttu biz de kafamiza gore birseyler aldik. Saolsun Neda da bize kendi bahcesinden topladigi salatalik ve kabaklar'dan verdi.
----------------------------------------
Seyahatin bu kisminin amaci hic birsey yapmamak uzerine kuruluydu. Kaldigimiz yerin kendine ozel iskelesinde (beton) guneslenip, denize bakmak ve kitap okumak yapilacak tek aktiviteydi. Neden daha tembel bir hayat secmemiz gerektigi uzerine kitaplar okudum. 9-6 ofis hayatindan nasil kacabilecegim uzerine dusundum.

Denize girdik (cok soguk), yattik , kitap okuduk, biraz daha yattik.

Iki gunu boyle gecirdik. Arada pansiyonun arkasindaki lokantaya gidip Diana ile tanistik. Diana super enerjik, masalar arasinda kosarak servis yapiyor, ortamin havasina hic uymayan heavy metal muzige eslik ediyor arada espri yapiyordu. Biz de bu surreal ortama uyup metal muzik ile kafa sallayip zipkinla avlanmis baligimizi yedik.

Neda ile muhabbet ettik. Neda 64 yasinda ama hic gostermiyor, dogal besleniyormus o yuzden genc kalmis. Bize kendi yaptiklari rakia'dan ikram ettiler. Kocasinin kulaklari istiridye avciligi yaptigindan sagirmis. Biz disarda konusurken iceriden Halil Ergun'un sesi geliyordu.
------------------------------------------

Sabah erkenden Dubrovnik'e geldik. Dubrovnik cok guzel ama cok kalabalikti. Cok sayida Turkce konusan turist de vardi. Buyuk gemiler limana girip cikiyordu. Kaldigimiz pansiyonun yaninda minik ama harika bir koy varmis orada biraz denize girdik.

Ogle yemeginde Nutellali pizza yedik, buraya yazacaklarimi lokantadaki servis kagidina not aldim

Sehirde turladik, biraz daha denize girdik, bu romantik sehirde evlenen mutlu ciftleri izledik aksam Orhan isimli balik lokantasinda kazik bir yemekle gunu tamamladik.

ertesi sabah hava alanina giderken yerde 2 euro bularak, gittigim seyehatin parasinin bir kismini seyahatin kendisinden kazanma planimin ilk adimini atmis oldum.
---------------------------------------------------

Notlar:
  • Tatil boyunca havaalani disinda sadece 1 kere polis ve asker gorduk.
  • Plaj yok, her yer beton, kaya.
  • Bu tatil boyunca son 6 yilda yedigim incirin 30 katini yemis oldum.
  • Bizim diziler cok is yapiyor oralarda. Ben Hirvatlarin bana bahsettigi dizilerin oyuncularin hicbirini tanimiyorum.
  • Yat turizmi gelismis ama bizim Fethiye, Kas gibi mekanlarda olan gezi teknesi isi cok prim yapar. Yatirimcilar degerlendirsin.
  • Hirvat kadinlari cok hamaratmis kaldigimiz tum pansiyonlarin isletmecisi kadindi, Pazarlardaki saticilar, dukkanlarda calisanlar vs.
The end

5 Eylül 2010 Pazar

Roma'ya gittim.

Konuk Yazar E.A.

Sabahin 6'sinda kalkan ucagimiz sayesinde (cok yasa ryan air) saat 11'de otelimize yerlesmistik. Sicaklik 30 derece, zemin turistik geziye musaitti. Wikipedia'ya gore Roma'da 900 kilise varmis. Biz de kendimizi onumuze cikan ilk kilise olan Santa Maria degli Angeli e dei Martiri'ye attik.
Daha sonra gordugumuz kiliselerin yaninda oldukca sussuz olan bu kilisedeki isik kullanimi cok basariliydi.

Otele'de biraz dinlendikten sonra sehir merkezine dogru yola koyulduk. Yol uzerinde susuzlugumuzu Fontana dell'Acqua Felice 'de giderdik. Roma seyahati boyunca siselerimizi cesmelerden doldurup kana kana ictik.
Kalabaligi takip ederek Trevi Cesmesi'ne ulastik. Bu cesme su ana kadar gordugum turistik yerler arasinda en fazla fotografi cekilen yerdi. Devasa bir cesmenin onundeki kucuk bir alana toplanmis yuzlerce turist cesmenin fotografini cekmeye calisiyordu, bizim neyimiz eksik diyerek biz de cektik.
Ayla o kalabalikta beni tek basima cekmeyi basardi.


Fellini'nin La Dolce Vita'sinda da cok guzel bir sahnede gozuken bu cesmeye akin eden binlerce turist bu cesmenin havuzuna gunde 3000 Euro para atiyorlarmis.

Cesmenin cok yakininda bulunan Chianti' tavsiye uzerine restoran listemizdeydi, kendimizi bir anda onunde bulunca hic dusunmeden oturduk. Gunu; Zeytin, Ancuezli, Kabak Cicekli Pizza, Truffle Soslu Ravioli ve restoranin kendi markasi olan kirmizi sarapla kapattik . Restoran cok turistik bir noktada olmasinda dolayi super heterojon bir yapiya sahipti. Solumuzda 50'li yaslarda ingilizce konusan sagimizda ise 16-18 yaslarinda ispanyolca konusan cifltler vardi.
Ravioli, zeytin cok guzeldi, Sarap ve pizza ise iyi degildi.


------------------------------------------------------------------------------------

Roma bir Istanbullu icin iki bakimdan cok ilginc bir yer,
hem Dogu Roma'nin baskentinden gelen biri icin Bati Roma'nin baskenti olmasi nedeniyle,
hem de Ortodoks Hiristiyanliginin ve uzunca sure Muslumanligin merkezinden gelen biri icin Katolik Hiristiyanligin merkezi olmasi sebebiyle.

Katolik Hiristiyanligin merkezi Papa'ligin bulundugu Vatikan, Roma'nin ortasinda bagimsiz bir devlet, yerlesik nufusu 800-900 civarinda olan bu devlette her vatandasa ortalama 3 vatandas olmayan calisan ve gunde 35 turist dusmekte.

Vatikan Muzesi her ayin son Pazar gunu ucretsiz (diger pazarlar kapali) biz de oh ne guzel 30€'muz cebimizde kalir diyerek Pazar sabahi muzeye gitmek icin yola ciktik. 1€ metro biletlerinden alarak Roma metrosunun karanlik koridorlarindan gecip trene ulastik ve Vatikan'in yolunu tuttuk. Trenden inince mahseri bir kalabaligin Vatikan'a dogru yurudugunu gorduk. Vatikan surlarina ulatigimizda simdi google map'ten olcdugume gore 900 metrelik bir kuyrukla karsilastik (tek sira degil her bir adimda 5-6 kisilik gruplar halinde). Ayak ustu yaptigim ROI hesaplarina gore 30€ vermemek icin o kurukta beklemek ekonomik olarak dogru olmadigi icin Saint Peter Basilikasi'na yoneldik. Burada da daha hizli ilerleyen bir kuyruk vardi ve icerisi yine cok kalabalikti. Hemen giriste yogun bir kalabalik Michelangelo'nun Pieta'sini fotograflamaya calisiyordu. Heykel karanlik bir bolgede ve onunde bir camla korunmaktaydi, kalabaligin asil nedeni de camdan yansiyan flash yuzunden cikmayan fotograflari farkli acilardan tekrar cekmeye calisan fotograf severlerdi. Yillarin verdigi ozguvenle yaklastim, tek bir kare cekip,arkamdan bakan hayran bakislar altinda uzaklastim.




Sonra bir anda bir hareketlenme oldu ve rahipler, kardinaller, ve daha bir cok dini gorevliden olusan bir kalabalik iceri girdi ve ayin duzeni aldilar. Daha once camide, ortodox kilisesinde ve sinagogda ayine katilmis ama hic katolik ayinine katilmamistim. Kalabaligi yararak "Jesus is Lord, hallelujah" diyerek "only for sunday mass" diyen guvenligin yanindan iceri sizdik. Maneviyatimizi arttirdik, Isa'nin son aksam yemeginde "bu benim etimdir" diyerek havarilerine uzattigi ekmegi temsil eden ekmegimizi (cips aslinda) aldik. Ayla "cok guzelmis" diye hemen yedi. Ben elimdeki ekmekle, din sembolizimi uzerine dusuncelere dalmak uzereydim ki suratimda patlayan flashlarla kendime geldim meger Bernini'nin meshur Baldhacin'in onunde duruyormusum.

Ciktiktan sonra, kalabaligin aksi istikametine yuruyup, L'Incontro isimli bir bara oturup, Balik, Patlican, Kabak, Patates, Lazanya, Bira ve Kola aldik. Hepsi cok guzeldi. Meze seklinde onceden hazirlanmis bu basit yemekleri kucuk porsiyonlar halinde satan bu barlari cok sevdik. Lazanya'nin icinde et yoktu, balik galeta ununa bulanip kizartilmisti, sebzeler yagsiz grill yapilmis sonradan uzerlerine zeytinyagi boca edilmisti.

Yemegin ardindan Gianicolo tepesine tirmanmaya basladik, sicagin altinda fena sayilmayacak bir hizda yokus yukari yuruyor kendimizle gurur duyuyorduk ki yanimizdan 70 yasinda askili atlet giymis bir amca isik hiziyla gecti ve bizi uzuntu icinde birakti. Tepeden biraz Roma'ya baktik.



Tepeden tekrar Vatikan'a indik, Basilika'yi kalabalik azalmisken bir daha gezdik. Pencelerden cok guzel aksam gunesinin isigi giriyordu.



Aksam, Piazza Novana civarinda once Campari Soda ve Bellini ile baslayip, Ucuz bir turist restorani olan Novana Notte'de, Baconli Spagetti, Patatesli bir dana yemegi, calzone ve salata ve house wine ile kapattik. Ozellikle Calzone cok basariliydi, pizza yemek icin tekrar gitmek istedik ama kismet olmadi. Roma'nin ne kadar kalabalik olduguna bu restoranda sahit olduk. Onunden gecerken tum masalar doluydu ve bosalan bir masaya biz oturduk, yanimizda bosalan masa 18 saniye icinde doldu. Yemegimizi beklerken onumdeki kagida sekiller karaliyordum, yanimizdaki kizlarin ne cizdigime baktigini gorunce onlara cozmeleri icin elini kaldirmadan cizmen gereken geometrik sekillerden birini cizip verdim, kiz bir kac denemede cozdu, Parisli Fransizlarmis, Ayla cok hizli konustugu icin bizi Italyan zannetmisler, kizlardan birinin kuzeni tam anlamadigim bir nedenden dolayi Izmir Karaburun'a gitmis, dunya gitgide kuculuyor galiba.



-----------------------------------------------------------------------------------------
Bu sabah once otelin yanindaki acik markete gittik, Bruksel ve Londra hayatimizda alismaya basladigimiz lezzetsiz, tek duze meyve/sebze' li pazarlardan sonra Turkiye, Ispanya, Italya gibi ulkelerdeki pazarlara gittigimizde gozumuz donuyor, mutlu oluyoruz. Bu markette oldukca zengindi. (Saticilar cogunlukla Hindistan ve Pakistan civarindan).


Sehre dogru yuruken Ayla onumuzdeki kizin bacagini gostererek "Bak kizin ayagini da benim ayagimi isiran bocek isirmis nasil kizarmis" diye ondeki kizi gosterirken, onumuzdeki kiz arkasini donerek "Merhaba ben de Turkum" dedi ve uzaklasti. Spanish Merdiveni'ne yuruduk. Roma turizminin onemli faaliyetlerinden biri olan "otur ve etrafi kes" aktivitesine katildik. Asagida ki umumi tuvalet gordugum umumi tuvaletler icinde en temizinden biriydi ve ucretsizdi. Suleymaniye camii yaninda kulubeden bozma dandik tuvalet'in 1 lira oldugu aklima geldi, turizm, ekonomi, yerel yonetim iliskisini yumurta tavuk iliskisi cercevesinde degerlendirmeye calistim.


Yol uzerinde marketten ogle yemegi icin salam, peynir ve ekmek aldik, 2€ tuttu, sabahtan aldigimiz domatesler ile yiyecektik ki, Ayla "2€'ya ogle yemegi olmaz ekonomiye katki saglamaliyiz" diyerek marketten 1€'ya almadigi Ice Tea'yi sokaktan 3€ aldi. Tuvaletin temiz tutulmasini saglayan lokal ekomiye yaptigimiz katkiyi dusunerek, huzur icinde yemegimizi yedik. Markette 40 cesit farkli salam vardi (5€ -50€) hangisini alayim diye dusunurken, yanimdaki yasli Italyan teyze indirimde olan Milan Salamindan alinca ben de ondan aldim, fena degildi. Trevi cesmesinin etrafinda biraz vakit gecirdik, yanimizda tasidigimiz Lonely Planet rehberinde onerilen Pizza al taglio (dilim pizza) satan dukkanlarin birinin yakininda oldugumuzu fark ederek iki dilim de pizza yedik. (15€/kg)

Rastgele yururken once Monument to Vittorio Emanuele II'i sonra sonra Pantheon'u gorduk. Deli gibi yuruyup Quirinal Sarayi onunde Saint Peter uzerinden gunesi batirip otele donduk.



Aksam rehberden buldugumuz La Gallina Bianca'ya gittik, patlicanli pizza ve patlicanli makarna bira ve su istedik makarna guzel, pizza fena degildi (Ayla pizzaninda cok iyi oldugun konusunda israrliydi). 6€'su servis ucreti olan 30€ hesap geldi.

---------------------------------------------------------------------------------------

Sabah bize iki muzeye ucretsiz giris ve 3 gun sinirsiz toplu tasima erisimi verecek olan Roma Pass'imizi aldik (25€) ve Campo de Fiori'ye gittik, burada acik bir pazar vardi rehbere gore burasi Roma'nin en canli pazariymis ama biz gittimizde pek hareket yoktu. Firindan, ekmek sarkuteriden peynir aldik, nehri gecip Trastevere'ye ulastik, kucuk sokaklar, kafeler, ile degisik guzel bir havasi vardi. Roma merkezi Sultanahmet kabul edersek burasina Tunel demek mumkun. Santa Maria de Trastevere kilisesi su ana kadar gordugum kiliseler arasinda ruhani havasi en yuksek olanlardan biriydi. Ilk donem kiliselere ozgu karanlik havasi, arkadan gelen ilahi sesi, ve pencereden iceri giren gunes isigi icerde mukemmel bir atmosfer olusturuyordu.




Cikista, yol uzerindeki firindan mantarli pizza ve ispanakli borek, ve bir takim tatlilar aldik, 5 dakika icinde hepsini yedik. Hepsi harikaydi.



Enerjimizi topladiktan sonra Antik Roma turuna giristik. Colosseum'u tavaf edip, Palatine Hill ile Capitoline Hill arasinda 7 defa gidip gelip vazifemizi tamamladik.
Bilmem birsey cagiristirir mi ama eski roma 7 tepe uzerine kurulmus bir sehirmis.



Kahvemizi icip, dondurmamizi yiyip sehirde biraz vakit gecirdikten sonra, sabah trastevere'de gorup aklimiza yerlestirdigimiz Ditta Trinchetti isimli wine bar'a gittik. Giriste "Life is too short to drink cheap wine" yaziyordu, biz de listede fiyatina gore orta siralarda ama kendi sarap gecmisimizde iki numarada olan bir Pinot Nero, Karisik salam ve peynir tabagi, Izgara sebze ve Pestolu lazanya (etsiz) istedik, ozellikle sarap ve lazanya harikaydi.

---------------------------------------------------------------------------------------------
Gune Borghese Galeri ile basladik. Iceride sadece 2 saat kalmamiza izin verdiklerinden rehberli tura katildik, cok iyi oldu. Caravaggio'nun resme getirdigi yenilikleri ozellikle hep benzer sekilde aktarilan Incil hikayelerini nasil degisik bir yaklasimla resmettigini ogrendik. Bernini'nin mermeri nasil egip buktugunu hayretler icerisinde izledik.

Sehir gezilerinin bir kismini genelde turistik rotanin disinda orada yasayanlarin arasinda gecirmeye gayret ediyoruz. Roma'da da Borghese'in arkasindaki bolgenin yerlesim alani oldugunu bildigimizden o tarafa dogru gitmek istedik. Otelin resepsiyonundaki arkadas ilk gun harita uzerinde bir kac isaretlemisti. Haritanin disindaki bir yer icinse "if you want to do something romantic you can go here" diye not dusmustu. Biz de o tarafa dogru gidelim diyerek Milvio koprusune gittik. Burasi sehrin dis cemberinde turist haritasinda gorulmeyen bir kopru, romantikligi ise uzerindeki kilitler. Ciftler buraya gelip bir kilitin ustune isimlerini yazip, kiliti oradaki diger kilitlere takiyor anahtarini da Tiber nehrine atiyorlar, boylece asklari daim oluyor.


Aklima hemen Istanbul icin alternatif geldi. Yalnizlar kilitlerin uzerine isimlerini yazip, kilitleri Kiz kulesinin karsisina insa edecegim ask havuzunun kenarina takip anahtarlarini da havuza atiyorlar, (bulunmaz hint kumaslari bogaza da atabilir) ara da diger yalnizlar havuzdan aldiklari anahtarlari deneyerek acmaya calisiyor, acabilirlerse hayatlarinin askini bulmus oluyorlar.

Ardindan sokaklarda yuruyerek bir bara girdik, Pazi,Jambonlu patates,patlican, omlet,dana filet ve bira istedik basariliydi, kahvemizi ictikten sonra, Tramvayla sehre geri donduk. Piazza Del Popolo'ya geldik, kalabaligi izledik.



Rehberde yazan bir gastronomi dukkanini aradik restoran cikti, zaten Lonely Planet Roma bizi bu gezide pek tatmin etmedi. Otele dogru gidip sumerbank benzeri bir magazada vakit gecirip otele donduk.
Aksam Ayla trip advisor'dan "bu restoranin 200 yorumu var gidelim mi" diyerek bir restoran buldu. La Taverna Dei Monti biraz sapa bir sokaktaydi, cok kalabalik degildi. prosciutto ve kavun, Gnocchi, Deniz urunlu risotto, dil baligi ve acik sarap istedik. Yemekler, atmosfer guzeldi, servis biraz agirdi ve bizim baslangici unuttular ama yemekten sonra kurabiye ve limoncello ikram ettiler super oldu. Ayla bir de caffe corretto icti iyice iyi oldu. Hesabi odedikten sonra garson yanimiza gelip kartini verdi, kartin uzerinde el yazisiyla tripadvisor.com yaziliydi ve bizden yorum birakmamizi istedi. Demek ki 200 yorum icin calismak gerekiyormus.

--------------------------------------------------------------------------------------
Sabah Lido'ya gitmek icin yola ciktik. Tren'de 3 farkli istasyonda plaj isareti, ve trende denize gittigi belli insanlar vardi. Biz yogun kalabalik nerede inerse orada inmeye karar verdik boylece son durak olan Cristoforo Colombo'ya kadar gittik. Trenden inince denizin kokusu ile kalabaligi bosverip zaten cogu tren istasyonun onunde etrafa bakiniyorlardi, hizla denizin oldugu yone (icgudusel bir yon algisi yoksa denizi gordugumuz yok) kosturduk. Onumuze deniz yerine duvar cikti. Plaj boydan boya ne oldugu belirsiz otel, klup, dinlenme tesisi ile dolu. Asagiya yukariya biraz yuruyup birkac yere fiyat sorduktan sonra (giris 6-10€ sezlong semsiye 15-20 €) basimiz egik tren istasyonuna geri donduk ve bambaska bir kalabaligin etrafina megerse bos bos bakinmadigi uzerinde koskocaman MARE yazan otobusu bekledigini fark ettik. Megerse halk plaji 10 dakika mesafedeymis.
Plaj ve deniz cok guzeldi.

Aksam, Compo De Fiori' de bir bara oturup gecen sene Milan'da gorup ama ismini bilmedigimizden tahmin yuruterek bulmaya calistimiz kokteyli yine yanlis siparis edince, Ayla garsonu cagirip su yan masada ictiklerinden istiyorum dedi ve Spritz'mis guzeldi. Pesinden Pizza Fest yapip, 3 farkli pizza firinindan 5 farkli cesit pizza yedik. Geceyi Gelateria del Teatro'da Incirli, Erikli, Seftalili ve Fistikli dondurma ile kapattik. Dondurma cok ama cok guzeldi.

-----------------------------------------------------------------------------------------
Dun kahvatida kaynar kapucino getiren kiz bu sabah da aci kahve getirince, otelden kahvalti etmeden ciktik, kosedeki barda kapucino ve kruvasan (1€+1€) yiyip gune basladik. Metroya atlayip Vatikan dogru yola ciktik. Metroda "Besleme Mucho" isminde fakir bir gencin hikayesini anlatan bir sarkiyi acikli bir sekilde soyleyen kadini hayranlikla dinledik. Vatikan Muzesinin onunde yine kuyruk vardi. Bu sefer 180 metre uzunlugundaydi. Iceri girip audio guide alip muzeye dolasmaya baslamamiz 40 dakikamizi aldi (15€ bilet 7€ audio guide). (Gecen pazar siraya girmemekle dogru karar vermisiz.) Muze cok cok cok kalabalikti (gecen pazari hayal bile edemedim).

Televizyonda, Intenette, sagda solda gormeye alistimiz, The Creation of Adam'i ve The School of Athens'i yakindan gormek (the creation of adam yuksek bir tavanda tavan boyamasi ne kadar yakindan gormek mumkunse o kadar), Modern sanat galerisinde Kubik Isa ve Meryem cizimlerine rastlamak ilgincti.

Cikista Rehberden birkac restorani aradik ama ogle yemegi servisi bitmisti, Ayla'nin masa ortulerini begendigi ara sokaktaki L'abbruzzse isimli bir restorana oturduk. Domates soslu ravioli, Dana filet, salata, Pizza Marinara (peynirsiz sadece domates, zeytinyagi ve sarimsak) bira ve su istedik. Yemekten sonra Italyan teyze "Tatlilarim cok guzel ben kendim yaptim" deyince tatil boyunca yemeklerde hic tatli yemedigimizi hatirlayip bir de tiramisu ve panna cotta istedik.



Biraz daha dolanip otele donduk, cantalari sirtlanip havaalanina yollandik.

Notlar:
  • Roma'da Romalilar gibi yedik
  • Cesmelerden su doldurduk suya para vermedik
  • Super zeytinyaglarina ekmek bandik
  • Bazen sarabin biradan ucuz olmasina sastik,
  • En guzel pizzalar firinlarda oluyormus, denedik bulduk
  • Romalilar, Madrid veya Sevilladaki Ispanyollar kadar guleryuzlu degilmis ona uzulduk
  • Velhasili kelam bu seyahatin asli yemek uzerine oldu hatta Geldik Gorduk, Yedik desek daha dogru olur.
The End