7 Şubat 2009 Cumartesi

Bugün ne yaptım?
Sinemaya gittim.

Geçen haftadan beri 13 dalda Oscar'a aday olan The Curious Case of Benjamin Button'u izlemek istiyorduk. Hatta Perşembe akşamı UGC Toison d'Or gittik. Filmin başlamasına 20dk kala gişenin önünde sıraya girdik. Sıra ama ne sıra... henüz 2 dk bile geçmemişken bir de baktık hiç yer yok. Başımız önümüzde ağlamaklı çıktık sinemadan.

Çıkmadan bilet fiyatlarına bir daha bakıyım dedim.. yetişkin 9,70€ ama sabah seyansı 5,10€.

5,10€ görünce aman ne güzel, pek ucuz dedim ve hemen cumartesi sabah seyansına gitmeye karar verdim. Cumartesi oldu kaldık gittik. film 10:50'de başlıyor. Biz vardığımızda saat 10:40. Gişe henüz yeni açılıyor, önümüzde gene kuyruk... Çok şaşırdım. Ne rahat adamlar yaa, filmin başlamasına 10 dk kala gişemi açılırmış. Şöyle en az yarım saat önce açılması gerekir diye söylendikten sonra bir baktım sıra bana gelmiş. 10dk 'da
biletleri almış olduk . Söylenmeye gerek yokmuş. :-))))

Sonunda filmi bir güzel izledik. Epeyce uzun bir film. 2saat 45dk. Uzun ama sürükleyici. Makyaj harika. Çok beğendim.

5 Şubat 2009 Perşembe

Bugün ne yaptım?
Taşınma hazırlıklarına başladım.

01 Şubat itibariyle eşyaları toparlamaya, gidecekleri kalacakları ayıklamaya başladım. Söylemedim di mi? Yakında taşınıyoruz. Artık Belçika'dan ayrılma vaktimize sayılı günler kaldı. Allahtan giysi, kitap, bir kaç parça mutfak eşyası dışında öyle pek bir eşyamız yok ama gene de taşınmak hiç kolay değil.
Bu işin en önemli kısmını bugün hallettim. Giysilerim ne kadar yer tutar diye hepsini tek tek valizlere yerlestirdim. Beklediğimden daha az yer tuttular. Hazır onları yerleştirmişken bir daha da çıkartmayayım diyorum. Ne de olsa 24 gün sonra yola çıkacaklar.
01 Mart için biletlerimiz aldık bile. :-((

Üzüldüğümü söyleyemeyeceğim ama Brüksel'i ve arkadaşlarımı özleyeceğim. Onun dışında Bruksel'in coğrafi özellikleri ve konumu sayesinde kafamıza estikçe, güneşin parlaklığı camımıza vurduğunda hemen kendimiz dışarı atıp sınır komşularımız olan Hollanda, Almanya, Fransaya gidebilmeyi özleyeceğim.

Bruksel'i aslında çok sevdik ama başka yerlerde tanıyıp onlarıda sevip sevemeyeceğizi görmek istiyoruz. Ben yay burcuyum. Çok tutkulu olmasamda çantam sırtımda yaşamak bana keyif veriyor. Belki de göçebe atalarımızda kalmış genetik bir olaydır. Neyse Uzun lafın kısası yani taşınıyoruz.

Şimdiki durağımız Londra. Brüksel'e taşındığım ilk günden beri Londra'ya taşınacağımız günü hayal ediyordum. İnşallah yakında gerçek olacak. Sevinçliyim, heyecanlıyım, çok çok azıcıkta gerginim. Londra büyük şehir, pahalı bir şehir. Ne demişler "büyük başın derdi büyük olur" muş ya bu da öyle birşey işte. İster istemez insan azıcık kaygılanıyor. Son iki yılda iş ve hayat kaygısı duymadan yaşadım gittim Brüksel'de. Eee insanoğlu rahatlığa çabuk alışıyor. Neyse düşündüm taşındım daha fazla bu rahatlığı uzatmamaya karar verdim. Şimdi bundan sonraki ilk iki görevim başımızı sokacak bir ev sonra da o evin kirası ödemek için bir iş bulmak. hayat zor! :-))))