27 Ağustos 2007 Pazartesi

Bugün ne yaptım?
Misafir ağırladım

Geçtiğimiz hafta sonu İngiltere'de gönüllü olarak çalıştığım sırada tanıştığım Tayvanlı iki arkadaşım Brüksel'e geldi ve birlikte harika vakit geçirdik.
Brüksel'de görülebilecek her yere gittik sayılır. Zaten öyle çok büyük bir şehir olmadığı için iki gün Brüksel'i gezmek için yeterli diyebilirim. Eski sevgilim olan şimdiki eşimle birlikte elimizden geldiğince türk misafir perverliğini göstermeye çalıştık.
Onlarda buna karşılık bize güzel bir akşam yemeği hazırladılar. Brüksel'de bir kaç tane Çin marketi var, onlara gittik ve alış veriş yaptık. Daha doğrusu onlar alış veriş yaptı, biz sadece eşlik ettik. Sonrasında bize nefis çin yemekleri hazırladılar. Buna karşılık biz ne yaptık evimiz de Türkiye'ye özel sadece Rakı vardı. Yemek sonrasında kısmı çilinir sofrası hazırladık ve kavun-beyaz peynir eşliğinde rakılarımızı içtik.


20 Ağustos 2007 Pazartesi

Bugün ne yaptım?
Ayakkabıların görünmeyen dilini öğrendim


Ayakkabılar üzerine daha önce hiç düşünmemistim. Benim için ayakkabı hem işlevsel hem de estetik amacı olan bir giysiden başka birşey değildi, taki National Geographic Dergisinin Eylül 2006 sayısında ayakkabılar hakkındaki özel bölümü okuyuncaya kadar. Ayakkabıları inceleyen bir bilim dalı ve bu bilim dalı ile yakından ilgilenen çok sayıda da tarihçi (Shoe Historian) olduğunu bilmiyordum. Dergide yayınlanan makalenin ilk iki paragrafi benim için ilgi çekici, o nedenle burada paylaşmak istiyorum.



"Northampton'da (İngiltere) yaşayan ayakkabı tarihçisi June Swann, "İnsanın duygularını en iyi yansıtan şeydir ayakkabı" diyor. Swann'a göre toplumun refah düzeyindeki iniş çıkışları, ökçenin yüksekliğine; savaşın uzak homurtularını, burnunun küt ya da sivri olmasına ve toplumsal değişimi de tabanın kalınlığına bakarak anlamak mümkün.

Her ayakkabının bir öyküsü var... Ayakkabılar statüyü, cinsel kimliği (genellikle), etnik grubu, dini, mesleği ve siyasi görüşü yansıtıyor. (Maksim Gorki, "bir çift sağlam ayakkabı, davada başarı sağlamak için büyük savaşlardan daha yararlıdır" diye yazmıştı.) Tabii bir de ayakkabılar inanılmaz güzel olabiliyor..."


Yazının devamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Türkçesi için; www.nationalgeographic.com.tr/ngm/0609/konu.aspx?Konu=4

İngilizcesi için; www.nationalgeographic.com/ngm/0609/feature2/index.html

16 Ağustos 2007 Perşembe

Bugün ne yaptım?
Çicek Kuruttum

Ne zaman çicek alsam sonrasında çok üzülüyorum, çünkü bir hafta içinde solarak kaybolup gidiyorlar. Bu duruma son vermek için çicekleri kurutmaya karar verdim ama ne yazık ki bu konu hakkındaki bilgim sınırlıydı.

Yıllarca çiceklerin kalın kitapların arasında kurutularak saklanacağına inandım ve ortaokul yıllarında birkaç kere bu yöntemi denedim. Kitap arasına koyduğum çicekler ilk üç gün içinde küflenmeye başladı ve sonrasında kurudu ama orjinal renklerinden hiç bir iz kalmadı. Bende kendi beceriksikliğim diye düşündüm ve yakın zamana kadar çicek kurutma işine bir daha girişmedim. Brüksel'e geldikten sonra bu işe tekrar merak saldım ve internette araştırdım. Meğerse kitap arasında değil karanlık bir ortamda, asılarak kurutuluyormuş. İnalmaz kolay bir yöntem. Benim evimde ışık almayan özel bir yer yok, ben de gardolabın içini kullanıyorum. Buket haline getirdiğim çicekleri askılara asıyorum ve bir hafta içinde harika, kurumuş çicek buketleri elde ediyorum. Sonuç benim için tatmin edici. Fotoğrafdaki(solda) çicekleri ben kuruttum, görüldüğü gibi renkleri hala canlı.


Aşağıdaki web sitesinde detaylı bilgi edinebilirsiniz.
http://www.agaclar.net/index.php?id=1618

14 Ağustos 2007 Salı

Bugün ne yaptım?
Plaja ve Lunaparka gittim

Bugün ne yapsam diye düşünmeye son...

Hava durumu cok tutarlı olmasa da Bruksel'de yaz bir başka. "Yaz Festivali" adı altında şehrin pek çok yerinde farklı organizasyonlara rastlamak mümkün. Yani, bu hafta sonu ne yapsam diye öyle fazla düşünmeye gerek yok. Örneğin; şehrin pek çok yerinde sokak konserleri ve konser alanının etrafında yiyecek ve içecek satan yerler var. Bir yandan konserinizi dinleyip bir yandan da biranızı ya da sarabınızı yudumlayabilirsiniz.


Brüksel deniz kenarında olmadığı için doğal olarak plajda yok ama bu eksikliği kapatmak için su kanalının etrafını yapay plaj haline dönüştürüp, 1 ay süresince ücretsiz halkın hizmetine sunuyorlar. Sadece kanalın etrafına kum döküp bırakmamışlar, A'dan Z'ye aklınıza gelebilecek pek çok şey de var burada. Tam anlamıyla "Beach Clup" diye bilirim. İsterseniz, güneşlenmek yerine, vaktinizi "Plaj Voleybolu" oynayarak da geçirebilir, günün yorgunluğunu da akşam güzel bir konser dinleyerek üzerinizden atabilirsiniz. Bu mekanların en güzel yani ne biliyor musunuz? Her yaştan ve her gruptan insanın rahatlıkla buraya geliyor olması. Sosyal ve ekonomik farklılıkların göz ardı edildiği, farklılıkların aynı potada buluştuğu bir mekan olduğunu söyleyebilirim.

Plaja gitmek gündüz aktivitesi, bir de bunun akşamı var. O zaman ne yapacağız? Akşamda Karnavala, diğer bir deyişle lunaparka, gidebiliriz. Şehir merkezi noktalarından birinde yol boyunca uzayıp gidip bir lunapark görebilirsiniz. Bu da yaz festivalin bir parçası.

Ben hem Plaja hem de lunaparka gittim. Çok beğendim ve keyif aldım.


Merak edenler için organizasyonların Linki;

Plaj: http://www.bruxelleslesbains.be
Lunapark: http://www.fete-foraine.be

8 Ağustos 2007 Çarşamba

Bugün ne yaptım?
Flamanca Çalıştım (2)

Kolay gözüktüğü için Fransızca yerine Flamanca öğrenmeye karar verdiğimi söylemiştim. 21 Ağustos'da seviye tespit sınavım var. Bari bugün biraz daha çalışayım dedim.

Flamanca öğrenmeye karar verme sebeplerimden birisi de gramatik olarak İngilizceye benzemesi ve bu sayede daha kolay öğreneceğimi düşünmem. Bu önermemin yüzde yüz doğru olduğunu iddia edemem ama konuştuğum pek çok kişi de benimle aynı görüşte.
Gramer yapıları benziyor ama bazı durumları ifade etme şekilleri pek benzemiyor. Bugün "Saatler" konusunu çalışıyordum, farkettim ki zamanı ifade etme biçimleri farklı.

Örneğin;

(1)Türkçe'de saat "9 bucuk" dediğimizde anlamı; 9'u 30dk geçiyor, yani saat 9:30'dur.

(2)İngilizce'de ; "Half past nine" dediklerinde birebir Türkçe'deki gibi saat "9 buçuk" anlamına gelir, yani 9:30 dur.

(3)Flamanca da ise "Het is Half tien" olarak ifade edilir; Bu cümleyi İngilizce ya da Türkçeye çevirdiğimizde "yarım 10" anlamı ortaya çıkar, fakat aslında saat 9:30'dur


Sayıları okuma şekillerinde de farklılık var ama henüz o konuya gelmedim. O yüzden şimdi anlatamayacağım ama ilerde yazarım.

6 Ağustos 2007 Pazartesi

Bugün ne yaptım?
Bisiklete Bindim

Otoyolda bisiklete bindim.
Zannetmeyin ki otoyolda bisiklete binerek tehlikeli bir işe kalkıştım. Hiç de tahmin ettiğiniz gibi değil, ne hızla akıp giden arabaların arasından gittim ne de emniyet şeridin kullandım, emniyet şeridinin sağ tarafındaki bisiklet için ayrılmış özel yolda....


Her gün "Allahım bir parça güneş" diye dua ediyordum, sonunda dualarım kabul oldu ve geçen haftasonu pırıl pırıl parlayan, insanın içini ısıtan harika bir güneş gökyüzünde yerini aldı. Haftalar öncesinden, havanın güzel olduğu bir gün, Gent'te (Belçika Flaman bölgesindeki büyük şehirlerden biri) gidip kanalın etrafında bisiklete binmeyi planlamıştık. Cumartesi günü parlayan güneşi fırsat bilip, kalkıp gittik. St. Peter Tren İstasyon'undan bisiklet kiraladık. Amaçımız şehrin etrafını dolaşan su kanalını takip ederek flaman köylerini ziyaret etmekti. Flaman köylerini dolaştık fakat kanal yolunu kaybettik. Bu nedenle zaman zaman otoyola çıkmak zorunda kaldık. Başlangıçta otoyolda bisiklete binmek tehlikeli gibi gözüksede, emniyet şeridinin sağında yer alan bisiklet yolunu fark edince tüm endişelerimiz sona erdi. Otoyoldan şehrin içine kadar devam eden bisiklet yolunun takip edip şehir merkezine ulaştık. Tabi ki sadece otoyol değil şehrin merkezi de bisiklet yollarıyla döşenmiş. Trafik kurallarına uyduğunuz sürece tüm şehirde sorunsuz bisiklete binebilirsiniz. Hatta arabalarla birlikte döner kavşağa girip yolunuza devam edersiniz.

1 Ağustos 2007 Çarşamba

Bugün ne yaptım?
Piknik yaptım

Piknik yapacağınız güne karar vermek zordur, çünkü Belçika'da Güneş kendini öyle hergün göstermez.
******************************************************
Sonunda güneş açtı. Hadi piknik yapalım!

3 aydır Brüksel'deyim, yaz geldi geçiyor, güneşli gün sayısi iki elimin parmaklarını geçmedi desem yalan olmaz. Güneşin bütün yaz tepede olduğu İstanbul'dan gelince bu duruma alışmak biraz zor oluyor tabi.
Bizim oralarda hava istikrarlıdır, öyle sabah yağmur yağsın, öğlen güneş açsın, akşam üstü tekrar yağmur yağsın, bu tür hava hareketleri görülmez. Görülse de çok nadirdir. Belçika'da hava durumu bu şekilde değişlik gösterir. Eee durum böyle olunca tabi insanlarda günlük, haftalık, aylık olarak hava durumuna takip edip, planlarını öyle yapıyorlar.

Yaz geldi, Yaz geldi dedik, sevindik ama Yaz hiçte adına yakışır şekilde davranmadı. Sürekli yağmur, sürekli yağmur. Zaman zaman Güneş yağmur bulutlarının arasında sıyrılıp kendini göstermeye çalışsada, nafile, hain bulutlar tarafından hemen engellenir.
Bugün başka ama bugün Güneş'in zafer günü. Düşman bulutlarını savurmuş dimdik tepede parlayıp içimizi ısıtıyor.
Bu uzun sürmez. Hemen birşeyler planlayıp bu anın tadını çıkartmalıyım.
Buldum! Göl kenarında piknik yapmaya gidiyorum.